Oyunun tarihi icerigi ile ilgili cok guzel bir yazi buldum arkadaslar, editor arkadas ugrasmis tek tek yazmis, bikmadan usanmadan okunuyor..
Tum seriyi oynamis biri olarak cuk guzel olacagina eminim bu oyunun.....
Iste o izlenimler yazisi
Kaynak: TrGamer
-------------------------------------------------------------------------------------------
Henüz sadece toplamda 50 saniye bile etmeyen 5 kısa video görmemize rağmen bütün oyun tutkunları ansiklopedileri karıştırmaya başladı bile (Tamam yahu Vikipedi olsun.). Ubisoft önümüze inanılmaz bir oyun koymaya kesin kararlı ve barındırdığı tarihi noktalarla Assassin's Creed adeta bizi şapa oturtuyor; Söyleyeceklerimiz tahminlerden öteye gidemiyor. Şimdi size bol tarih bilgisi içeren muhteşem bir yazı geliyor, içine birazda komplo teorileri kattık ve servise hazır

Öncelikle yayınlanan videolardan gidelim değil mi sevgili tarihçiler? Videolarda bize farklı ipuçları sunulmuştu, bunların arasında tarihler, mekanlar ve karakterler mevcuttu. Kronolojik sıradan gidersek tarihler şöyleydi;
11011165 --> 11 Ocak 1165: Altair'in doğum günü.
24061459 --> 24 Haziran 1459: Ezio'nun doğum günü.
06111494 --> 6 Kasım 1494: Kanuni Sultan Süleyman'ın doğum günü.
10091509 --> 10 Eylül 1509: "Küçük kıyamet" olarak adlandırılan İstanbul depremi. Tarihinin en yıkıcı depremlerinden olarak bilinir ve yüzlerce ev ile camiinin yıkılmasına sebep olmuştur. Ayrıca komplo teorilerimizden birinin dayanağı

15061511 --> 15 Haziran 1511: İşte en büyük soru işareti, zira bu tarihle ilgili Osmanlı İmparatorluğu'nda herhangi önemli bir bulguya rastlanmıyor. Bizim tahminimiz bu tarih oyunun başlangıç tarihi, diğer bir deyişle Ezio'nun İstanbul'a ayak basışı olabilir.
Tarihlerden sonra ise Animus 2.03'ün yüklenmesi sırasında gösterilen "{s17.anima\eauditore.ddna\6.8.8} fatal error: failed to reinitailize" yazısı dikkatimizi çekiyor (bkz: Animus'un mavi ekran vermesi). Bu noktada Ezio'nun oyunda olmayacağı kanısına ulaşmamız mümkün ama herşey düşündüğümüz gibi gerçekleşmiyor lakin bu detay acaba oyunun sonunda Ezio'nun "cartayı çekeceği" anlamına geliyor olabilir mi? Ezio'nun doğum gününün görünmesi, keza yayınlanan resimden de (Ubisoft'un açıklaması var ekstra olarak.) Ezio ile ilerleyeceğimiz kesinleşiyor. Bu arada Ezio, sporun ne kadar önemli olduğunu bize kanıtlamış oluyor bir nevi, 1459'da doğmuş karakterimiz neredeyse 50 yaşına gelmiş olmasına rağmen atlayıp zıplıyor çatılara. İşte azmin zaferi, işte adanmışlık, işte sporcu ruh! Olayın bir diğer boyutu ise Altair ile tekrar karşılaşmamız. Yapımın PSP versiyonunda (Assassin's Creed: Bloodlines) Altair bize batıya doğru ilerleyeceğini belirtmişti ve zaten 2'nci oyundan da bildiğimiz gibi yolculuğu İtalya'da son buluyordu. Yolculuğu esnasında uğradığı ve ortalığı karıştırdığı mekanları ziyaret ediyoruz biz de sırayla anlaşıldığı kadarıyla.

İşte oyunla ilgili fikirlerimiz bu noktada kesişiyor zira bir yanda Phaistos Diski var ve bu gizemli parça Girit adasında bulunuyor. Phaistos Diski nedir derseniz şöyle açıklayalım; Phaistos Diski üzerinde 241 adet simge bulunduran M.Ö. 1700'lere ait sırrı çözülememiş disk şeklinde bir tablettir. Tabletin özelliği üzerinde bulunan simgelerin hiç birinin daha önce Yunan alfabesinde görülmemiş ve zamanına göre eşsiz bir teknikle ortaya çıkmış olmasıdır. Çoğu M.Ö. eserin aksine Phaistos Diski çivi ile değil pres yöntemiyle yapılmıştır, yani simgeler üzerine basılmıştır. Diğer bir tabirle tarihteki ilk matbaa ürünüdür. Lakin benzer teknikler ancak yüzyıllar sonra keşfedildiği ve döneminde başka hiç bir eserin (Yunan eserleri dahil) benzer bir teknikle işlenmemiş olması sebebiyle uzaylılar tarafından geldiği hakkında rivayetler vardır, zaten garip gelen her şeyi uzaylılara bağlamaya meraklıyız. Bu uzaylı efsanesi ise Assassin's Creed'in hikayesiyle örtüşmektedir, Piece Of Eden olma ihtimali vardır Phaistos Diski'nin ve hatta çok daha değerli bir şeye götürebilir bizi. Fakat tarihlere baktığımızda önemli bir nokta dikkatimizi çekiyor; 4'ncü Haçlı Seferi, evet!
İşte çok önemli bir detay bu zira 4'ncü Haçlı Seferi gerçekleştirildiği sırada Altair henüz 39 yaşındaydı ve olaylara onun gözünden bakabilme ihtimalimiz var. Döneminin en önemli olaylarından biri olmasının ana sebebi savaşın sonucunda Bizans'a ait İstanbul'un talan edilmiş olması ve yeni bir devletin kurulmasıdır; Latin İmparatorluğu. Fakat tarihte pek geçmemesinin sebebi 56 yıl sonra Bizans'ın karşı bir saldırı ile Latin İmparatorluğu'nu yıkıp İstanbul'u geri almasıdır. Peki Altair neden İstanbul'a gitsin ki bu olay sonucunda? Cevabı yine videolarda saklı; 3'ncü videoda Yunan Ortadoks Kilisesi'nin simgesini görmüştük, diğer adıyla Doğu Ortadoks Kilisesi. Bu simge bizi oyunun Yunanistan'da geçme ihtimaline götürmesine rağmen birçok Balkan ülkesi Yunan Ortadoks Kilisesi'ne bağlıydı. Ve işte bomba; Yunan Ortadoks Kilisesi'nin merkezi İstanbul'dadır, üstelik birçoğumuz bunu biliyoruz. Fener Rum Patrikhanesi. 4'ncü Haçlı Seferi sırasında sadece şehir yıkılmakla kalmamıştı, ortadoks rahipleri öldürülmüştü ve İstanbul Roma Katolik Kilisesi eline geçmişti. Bu noktada baktığımızda Altair'in Girit'te Phaistos Diski'nin peşinden koşmasının yanı sıra İstanbul'a da uğraması mümkün ve İstanbul'u iki farklı tarihte görmemiz bizler için inanılmaz bir lezzet olacaktır.
Şimdi gelelim Ezio'nun hikayesinin bittiği tarihten (1507) videoda verilen tarihe kadar olan döneme (15 Haziran 1511) kısaca bir göz atalım, elbet ki bu dönemde kayda değer bir şeyler olmuştur ve bunlar oyunun senaryosu açısından hep ipuçları içerecektir.
27 Mayıs 1508; Rönesans döneminin önemli siyasetçilerinden Milano dükü Ludovico Sforza'nın ölüm tarihi. Kendisinin Papa VI. Alexander (Rodrigo Borgia) ile yakın ilişkileri vardı ve hatta Milano dükü olması bu sayede gerçekleşmiştir. Ludovico Sforza en tanınmış mesenlerden (Rönesans döneminde ortaya çıkan bir kavram. Sanatçı ve bilimadamlarını koruyan, onlara maddi destekte bulunan kişilere mesen denirdi.) birisidir, kendisi sanat ve bilim için büyük uğraşlar vermiş, zamanının birçok önemli şahsını Milano'da toplamıştır. Bu isimlerden en dikkat çekeni ise Leonardo Da Vinci. Ayrıca kendisi Leonardo Da Vinci'nin L'Ultima Cena tablosunu sipariş eden kişidir, resim İsa'nın havarileriyle son akşam yemeğini tasvir eder. L'Ultima Cena, Da Vinci'nin en önemli eserlerinden biridir ve Santa Maria delle Grazie'de saklanmaktadır şuan.
10 Mayıs 1509; Caterina Sforza'nın ölüm tarihi. 2'nci oyundan ve Brotherhood'tan tanıyoruz kendisini, Ezio'nun yavuklusu.
10 Eylül 1509; Büyük İstanbul depremi. İstanbul tarihindeki en yıkıcı olaylardan biridir bu. Merkez üssü Adalar yakını olan depremde 160.000 nüfuslu İstanbul'da en az 6000 kişi ölmüştür ve bunun yanı sıra yüzlerce bina, camii yıkılıyor. Fatih Camii ve Galata Kulesi önemli derecede hasar alıyor. Depremin tahmini büyüklüğü 7.4 üzeri olduğudur. Sadece binalar değil şehrin surlarına kadar hasarlar oluşmuştur, oluşan çatlaklardan ve denizdeki dalgalanmalardan ötürü su şehir içine kadar girmiştir. Anadolu Hisarı, Yoros Kalesi, Boğaziçi, Rumeli Hisarı, Kızkulesi ve Haliç sonradan tamir görmüşlerdir. Üstelik bunun ardından 1511'e kadar artçı depremler devam etmiştir. Osmanlı hasarın onarılabilmesi adına halktan özel vergi toplamıştır.
15 Nisan 1509 - 15 Mayıs 1509; Bu tarih dilimi arasında Fransızlar ve Venedikliler arasında Agnadello Savaşı gerçekleşiyor 1 ay süren savaşta Fransız tarafında Louis XII önderliğinde 50.000 asker yer alırken Venedikliler Bartolomeo d'Alviano ve Niccolò di Pitigliano önderliğinde 35.000 kadar asker yer alıyor. Savaş sonunda yaklaşık 6000 Venedik askeri ölüyor, Fransız tarafının kayıpları ise belirsiz. Savaş sonunda Niccolò di Pitigliano The Turin Shroud olarak bilinen bir eseri ele geçiriyor. Fakat 1510'da vadesi doluyor, kendisi gibi Assassin olan Francesco Vecellio tarafından öldürülüyor ve The Turin Shroud'u alıyor.
Peki nedir bu Turin Shroud; Üzerinde sakallı bir adamın silüetini barındıran beyaz bir keten parçasıdır. Efsaneye göre Hz. İsa'nın sarıldığı kefen budur ve kendisinden geriye kalan son şeydir. İncillerde bahsedilen kırbaçlanma, çarmıha gerilme, kızgın ok ile deşilme gibi yara izleri bu kefendeki insan silüetinden görülmektedir. Hristiyanlık inancına göre kutsaldır ve içi argon gazı dolu bir cam haznede saklanmaktadır. Lakin yapılan karbon-12 testinde bu parça 1300'lü yıllardan kalma çıkmıştır ama sonradan ortaya çıkan bilgilerde karbon testi için alınan parçanın bezin hasar görmüş sonradan yenilenen bir parçasından alındığı açıklaması yapılmıştır. Üzerindeki kan izlerinin kesinliği belli olmasına rağmen kefendeki sületin Hz. İsa'ya ait olup olmadığı büyük bir muamma olarak kalmaktadır.
İşte kefenle ilgili bu noktada da inanılmaz iddialar söz konusu. İlk iddia Hz. İsa'nın kefene sarıldığı sırada henüz ölmediğidir ve bilimsel açıdan da kanıtlanmıştır. Yapılan testler sonucunda kefene sarıldığı sırada kan akışı devam etmekteydi, bu da ölmediğinin göstergesiydi. Daha önemli olan ise Hz. İsa'nın bu kefen ile tedavi edildiği ve iyileştiğinde kefeni bırakıp kaçma hikayesidir. Buna göre Hz. İsa haçtan indirildikten sonra havarisleri tarafından bu kefene sarılıp gizli bir yerde tedaviye alınmıştır, bir kaç gün çeşitli otlarla yaralarına pansuman yapıldıktan sonra ansızın ortadan kaybolmuştur, kendisinden kalan son şey ise bu kefen parçası olmuştur ve bir daha kimse görememiştir. İkinci iddia ise bu kefenin sahte olduğu iddiasıdır (Ben fake değilim!) ve ilk teoriye göre çok daha uçuktur. Anlatılanlara göre Leonardo Da Vinci'nin kendi eseridir bu, bir heykel yapıp bu heykelden aldığı yansıma ile ışığa duyarlı gümüş-nitrat sürdüğü kumaş parçası üzerinde bir silüet oluşturmuştur. Üstelik kendisinin çalışmaları arasında bu tarz ilkel bir fotoğraf makinesi taslağı da vardır, buna göre duvara açılan bir delikten giren ışığın bez parçası üzerine yansıtılması ile silüeti bez parçası üzerinde çıkartmak mümkündü. Ayrıca pek konuşulmayan üçüncü iddia ise 2 adet Turin Shroud olduğudur, gerçeğine sahip olan aile Leonardo Da Vinci'ye bunu kopyalatmıştır ve gerçeğini kendisi saklamaktadır. Oyunun kronolojisine göre ise Niccolò di Pitigliano gerçek Turin Shroud'u ele geçirmiştir.
1511; İşte bu yılda bir başka olay daha gerçekleşiyor, İspanyol komutan Hernan Cortes Küba'yı işgal ediyor. Biraz da şans yardımıyla Küba'yı fethetmiş ve yeni keşifler peşinde koşmaya başlamıştı. Şans diyoruz zira 50 yıllık periyotlar halinde dönen Aztek takviminde Tanrıların geleceğine inanılan yılda Hernan Cortes Küba'ya ayak basmıştı ve Aztek inanışında geçen Tanrı tanımına tam anlamıyla uyuyordu; Parlak zırhlar, büyük hayvanlar, keskin ve güçlü silahlar... Hernan Cortes buradaki Aztekliler'i kölesi yapıp onlardan binlerce altın aldı, karşı çıkılması halinde onları katletti lakin altından çok daha değerli bir şey buldu; Crystal Skulls!
İspanyollar'ın Küba'yı yağmalamasının tek sebebi altın değildi; Orada yeni Apple'lar bulmak istiyorlardı ama derler ya "misafir umduğunu değil bulduğunu yer" diye, işte öyle bir durum bu da. Apple ararken başka bir Piece Of Eden buluyorlar, bunlar da kristal kafatası. Güney Amerika kıtasında; Aztek, Maya ve Inca kabilelerinin yaşadığı yerlerde bu parçalar bulunabiliyordu. Tam 9 yıl sonra Assassin'lerden Giovanni Borgia ve Paracelsus bu parçaları inceleme fırsatına kavuşacaktı. Şimdilik oyunda ne gibi bir etkisi olacağını bilmediğimiz için net bir şey söyleyemiyoruz lakin bu parçalar Assassin's Creed Project Legacy'de geçiyor, yani yapımın Facebook oyunu da hikayeye dahil oluyor.
Artık elimizde bolca seçenek var. Apples Of Eden, The Sword, The Staff, The Shroud, Crystal Skulls... Tabii bir de ne işe yaramadığını bilmediğimiz efsanevi Phaistos Diski. Bu kadar seçenek varken Ubisoft'un bizi nereye atacağını, neyin peşinden koşturacağımızı bilemeyiz lakin oyunun Phaistos Diski etrafında döneceğini söylemek çok zor değil.
Senaryo konusunda ise nereden tutacağımızı bir türlü bilemiyoruz zira bu seçenek bolluğu bu noktada sonsuz bir senaryo ile karşı karşıya bırakıyor. İstanbul'daki büyük depremden tutun, padişaha süikast düzenleme ihtimaline kadar birçok ihtimal var elimizde. Ubisoft yine eminiz ki bizi muhteşem bir senaryo ile karşılayacaktır, hatta benim düşüncem Assassin's Creed: Brotherhood'un adını bile unutacağız. Madem ağzımızdan çıktı şu komplo teorilerini de yazalım

İlk önce İstanbul depremi ile ne gibi bir alakamız olabileceğine bakalım. Bildiğiniz gibi Piece Of Eden'lar sahibine Tanrısal güç veren objelerdi. Sahibi olan kişi her şeye hükmetme, insanların zihinlerini yıkayabilme, uçabilme kaçabilme, insanüstü güç gibi yeteneklere kavuşuyordu. Burada odak noktamız Piece Of Eden'lardan daha güçlü bir parça, işte o da Phaistos Diski. Tarih içersinde sırrı çözülememiş bir çok eser olmasına rağmen en muammalar arasında kesinlikle Giza Piramitleri ve Phaistos Diski vardır zira bu eserler zamanlarına göre fazlasıyla sıradışıydı. İlk matbaa 1000'li yıllarda Uzakdoğu'da ortaya çıkarken Yunanlılar nasıl M.Ö. 1700'lerde matbaa ürünü ortaya çıkartıyorlardı ve bu tekniği niçin başka eserlerde kullanmıyorlardı? İşte bu Piece Of Eden'lardan daha güçlü olabileceğini tahmin ettiğimiz parçayla belki Ay'ın hareketini veya yer hareketlerini bile kontrol edilebiliyor ve bu şekilde İstanbul'da oluşan depremler tetikleniyor. Fener Rum Patrikhanesi'ni ve Osmanlı'nın merkezini yıkmak isteyen Roma Kilisesi (zira Osmanlı büyük bir tehdit oluşturuyordu Hristiyanlık için) ele geçirip bu depremleri yaratıyor olabilir ve biz de Ezio olarak bu olaylara son vermek adına Phaistos Diski peşine düşebiliriz. Şu noktayı unutmamak lazım; Deprem tek başına değildi ve sonrasında yine yıkıcı şiddette birçok deprem gerçekleşmişti.

Padişaha süikast düzenleme ihtimali ise biraz daha düşük bulunuyor lakin Ubisoft'un böyle bir şeyden çekineceğini şahsen sanmıyorum. Papa VI. Alexander'ı (Rodrigo Borgia) öldürme teşebbüsünde bulunduğumuz bir oyunda padişahı neden öldürmeyelim? Özellikle hikayenin Paracelsus'u içerecek olması bu noktada önemli bir dayanak. Paracelsus zamanının en önemli bilimadamlarından biridir, (Dikkat!) uzmanlık alanı ise toksikolojidir. Gelmiş geçmiş en önemli toksikoloji uzmanlarından birisi sayılır. Kendisi oyunun geçmesinin muhtemel olduğu bir dönemde (Kanuni Sultan Süleyman) İstanbul'a da çok kereler uğramıştır. Şimdi pek bilinmeyen gerçeklere yelken açalım tekrar; Osmanlı'da birisinin yönetimden çekilmesi istendiğinde veyahut tahtta tehdit oluşturan biri olduğunda o kişi padişahın emri ile öldürülürdü. Lakin bu gizli süikastlerin hiç birinde kan akıtılmazdı zira saray içinde kan akıtılması geleneklere aykırıydı, bunun yerine kişiye zehir verilirdi. Bu sayede sahneden çekilmesi gereken kişiden kurtulunurdu. Paracelsus'un ünlü bir sözü vardır; "Bütün maddeler zehirdir, zehirle ilacın tek farkı dozdur.". Videolardaki ipuçları arasında dikkat çeken bir başka şey 2. Beyazıt'ın ölüm tarihiydi, neden oradaydı? 2. Beyazıt kendi rızası dışında tahtı bırakan sayılı Osmanlı padişahından biriydi; Kendisi yeniçerilerin desteği ile padişah olduğu gibi oğlunun (Yavuz Sultan Selim) ve yeniçerilerin komplosuyla tahttan indirilmişti. Üstelik 2. Beyazıt oğlu Yavuz Sultan Selim padişah olduktan 1 hafta sonra birden hastalanarak vefat etmişti. İşte bu noktada devreye girmemiz mümkün, üstelik hikayede Paracelsus gibi bir toksikoloji uzmanı var. Yavuz Sultan Selim'e yardımcı olabileceğimiz gibi 2. Beyazıt'ı koruma görevini de üstlenebiliriz. Fakat aklımızda hala Kanuni Sultan Süleyman tuğrası var, acaba işimiz Sultan Selim ile mi?
Son olarak ise oyunun bizi (Türk halkını) rahatsız etmesi muhtemel kısımlarına değinmek lazım zira tarihimizi bu kadar irdeleyen bir yapımın en ufak kusurunda alaşağı edileceğini hepimiz tahmin edebiliyoruz. Dileğimiz bu yönde bir şey olmaması açısından lakin bazı gerçekleri de söylemek lazım. Oyunda Türk öldüreceğiz, sokakta İngilizce (veya Rumca) konuşan insanlar olacak, hatta İstanbul değil Konstantiniyye olarak geçecek ve bunlar tarihsel gerçeklerdir. İstanbul fethedildikten sonra Bizans halkı öldürülmemiştir zira Osmanlı'nın en bilinen yönlerinden birisi yöre halkına ve onların dinine saygılı olmasıdır. Fethedilen hiç bir bölgenin halkı öldürülmemiştir hatta. Bu yüzden Türkler ile iç içe bulunacağımız kadar Bizanslı halk ile de birlikte bulunacağız. Zaten bu noktada 2'nci oyunda ve Brotherhood'ta İtalya'da bile İngilizce konuşulduğunu düşünürsek fazla şikayetçi olmamak lazım, elbet ki Türkçe konuşmalara (ve belki Türk aksanına) rastlanacaktır oyunda. Diğer husus ise Konstantiniyye adının büyütülecek olma ihtimali. Acı gerçeği söyleyelim bilmeyenler için; Konstantiniyye İstanbul'un Osmanlı dönemindeki adıdır ve 1923'e kadar resmi olarak Konstantiniyye olarak geçmiştir. Ve hatta Konstantiniyye'de (yani İstanbul'da) Türk bayrağı yerine Konstantiniyye bayrağı görmemiz de mümkündür, bu iki bayrak birbirlerine çok benzediğinden ne derece dikkat çeker orası ayrı bir tartışma konusu tabii ki
Assassin's Creed Revelations inanılmaz bir şekilde geliyor gördüğünüz gibi. Yayınlanan bir kaç kısa video ile bile sayfalarca yazı yazdırdı, daha net bilgiler gelmesiyle birlikte neler olacağını ise şahsen hiç kestiremiyorum. Ne diyelim, bize böyle güzel bir oyun hazırladıkları ve tekrardan kitap açtırdıkları için Ubisoft'a teşekkür ederim. Dilerim okumayı pek sevmeyen halkımıza geçmişimizi araştırma isteği aşılar, ayrıca diğer firmalara örnek olur ve Türkiye'de geçen yahut Türkçe içerik bulunan çok daha fazla oyunu raflarda görebiliriz. Victor Hugo ne demiş; "Tarih ile efsanenin amacı birdir: Geçici insanda ebedi insanı anlatmak.".